بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا
Velmürselâti 'urfâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا
Fel'âsifâti 'asfâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا
Vennâşirâti neşrâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا
Felfârikâti ferkâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
Felmülkiyâti zikrâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
'uzran ev nüzrâ.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ
İnnemâ tû'adûne levâki'.
Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.
فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
Feize-nnücûmü tumiset.
Yıldızların ışığı giderildiği zaman,
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
Veize-ssemâü füricet.
Gök yarıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
Veize-lcibâlü nüsifet.
Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,
وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
Veize-rrusülü ükkitet.
Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;
لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
Lieyyi yevmin üccilet.
Bu, hangi güne bırakılmıştı?
لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
Liyevmi-lfasl.
Hüküm gününe bırakılmıştı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
Vemâ edrâke mâ yevmü-lfasl.
Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
Elem nühliki-l'evvelîn.
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ
Ŝümme nütbi'uhümü-l'âhirîn.
Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.
كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Kezâlike nef'alü bilmücrimîn.
Suçlulara böyle yaparız.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün, yalanlamış olanların vay haline!.
أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
Elem nahlukküm mim mâim mehîn.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ
Fece'alnâhü fî karârim mekîn.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ
İlâ kaderim ma'lûm.
Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
Fekadernâ. feni'me-lkâdirûn.
Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
Elem nec'ali-l'arda kifâtâ.
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا
Ahyâev veemvâtâ.
Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?
وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا
Vece'alnâ fîhâ ravâsiye şâmihâtiv veeskaynâküm mâen fürâtâ.
Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Yalanlamış olanların vay o gün haline!
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
İntalikû ilâ mâ küntüm bihî tükezzibûn.
İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"
ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ
İntalikû ilâ żillin zî ŝelâŝi şu'ab.
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
Lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."
إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ
İnnehâ termî bişerarin kelkasr.
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ
Keennehû cimâlâtün sufr.
O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Hâzâ yevmü lâ yentikûn.
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Velâ yü'zenü lehüm feya'tezirûn.
Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!
هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
Hâzâ yevmü-lfasl. cema'nâküm vel'evvelîn.
"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."
فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ
Fein kâne leküm keydün fekîdûn.
"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
Yalanlamış olanların o gün vay haline!.
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ
İnne-lmüttekîne fî żilâliv ve'uyûn.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.
وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
Vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta'melûn.
Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
İnnâ kezâlike neczi-lmuhsinîn.
Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline
كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
Külû vetemette'û kalîlen inneküm mücrimûn.
Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
Veizâ kîle lehümü-rke'û lâ yerke'ûn.
Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.
وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ
Veylüy yevmeizil lilmükezzibîn.
O gün yalanlamış olanların vay haline!
فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
Febieyyi hadîŝim ba'dehû yü'minûn.
Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?
Arapça metin: Tanzil (Osmanî hat). Meal: Diyanet İşleri Başkanlığı. Türkçe okunuş: alquran.cloud. Visal uygulamasında bu sureyi Mişari Raşid el-Afasi kıraatiyle kelime kelime takip ederek dinleyebilir, ezberleyebilir ve ayetlere not ekleyebilirsiniz.